Prostat Kanseri

Epidemiyoloji

AKD (Amerikan Kanser Derneği) istatistiklerine göre prostat kanseri, batılı ülkelerde erkeklerde en yaygın kanser türüdür ve tüm kanser vakalarının neredeyse dörtte birini oluşturur. Türkiye’de de akciğer kanseri ve prostat kanseri, erkeklerde en yaygın kanser türlerinden biri olmuştur. En son araştırmalar, bir erkeğin hayatı boyunca bu kansere yakalanma riskinin yüzde on ila yirmi gibi bir oranını göstermektedir. Bu hastalığın ölüm oranı %3’tür. Bu oranlar, prostat kanserinin sık görülen bir kanser türü olmasına rağmen, bilhassa erken safhada teşhis edildiğinde ve doğru tedavi uygulandığında iyileşme olasılığının çok yüksek olduğunu gösterir.

Prostat Kanseri Tanıları

Prostat kanseri, tipik olarak erken safhada belirgin belirtiler göstermez. Bu kanser, ilerlemiş safhada ortaya çıkan şikayetlere göre teşhis edilebilir. Bu durumda kişinin iyileşme şansı yoktur. Herhangi bir şikayeti olmasa bile, erkeklerin 50 yaşından itibaren yılda bir kez ürolog tarafından prostat muayenesi yaptırmaları gerekir. Bunun nedeni, hastalığın henüz prostat içinde sınırlı olduğu ve henüz bir bulgu göstermediği erken safhada tespit edilmesidir. Bu hastalığın farkındalığını artırmaktan başka çare yoktur.

Prostat Kanseri Riskini Artıran Nedenler

Çoğu kanser türünde olduğu gibi bu hastalıkta da bir tek sorumlu ajan veya süreç belirlenmemiştir. Bununla birlikte, prostat kanseri için kesin olarak belirlenmiş üç risk faktörü vardır. Yaş, etnik köken ve genetik. Prostat kanseri, yaş ilerledikçe daha yaygındır. Örneğin %2’si 50 yaşın altındadır. Epidemiyolojik araştırmalar, prostat kanserinin hem ailesel hem de genetik faktörlerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, bu hastalığı daha önce yaşayan aile üyelerinin genel verilere oranla daha sık tarama yaptırması önerilir. Doğu Asya’da daha az görülürken, siyahi ırkta daha fazla görülür. Bununla birlikte, Doğu Asya kökenli bir kişi Amerika’ya göç ettiğinde bu risk oranı artacaktır. Bu verilere göre, etnik kökenin belirli bir ölçüde etkisi olduğu düşünülmektedir ve bol yağlı ve düşük fibrinli beslenme gibi çevresel faktörlerin bazı durumlarda risk oluşturduğu düşünülmektedir.

Prostat Kanseri Tanı Yöntemleri Nelerdir?

PSA olarak bilinen, prostattan salgılanan ve kana belirli seviyelerde geçen bir proteinin kandaki düzeyinin ölçülmesi ve makattan parmakla yapılan prostat muayenesi, tanı koymanın ilk adımı olarak kabul edilir. PSA seviyesi düşük olduğunda kanser olmadığı anlamına gelmezken, yüksek olduğunda mutlak kanser olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu iki muayene yönteminde de prostat kanseri şüphesini ortaya çıkaracak bulgular elde edilirse, kesin bir tanı için doku örneği alınması gerekir.

Prostat Biyopsisi Ne Zaman Yapılmalıdır?

Prostat biyopsisi, ultrason ile birlikte makattan girilerek yapılır ve doku örnekleri alınarak prostatın on ila on iki noktasına körlemesine atış yapılır. Bununla birlikte, bu yöntemle prostat kanseri bulgularının yalnızca yüzde 70 ila yüzde 75’inin tanısı yapılabilir. Genellikle kanser bulgularının önemli bir kısmı atlanmaktadır. Biyopsi sonrasında kanser teşhisi konulmayan ancak şüphesi devam eden olgularda tekrarlayan biyopsiler yapılması önerilir. Bu, hastalarda ağrı, enfeksiyon ve kanama riskine neden olur. Geçen yıllarda geliştirilen bir “akıllı biyopsi” yöntemi olan MR Füzyon Biyopsi Metodu, prostatta kanser şüphesi gösteren odakları belirleyerek nokta atışı yapılmasını sağlar. Bu yöntem prostat kanseri teşhisinde oldukça doğrudur (%98). Genel olarak yapılan biyopsilere göre kanser bulgularını atlamadığı için tekrar biyopsi yapılmasına gerek yoktur.

Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Prostat kanseri tedavi seçenekleri, tümörün patolojik özelliklerine (evre, derece vb.), hastanın yaşına ve devam eden sağlık durumuna göre seçilmelidir. Aktif İzlem, Hormon Tedavisi, Kemoterapi, Fokal Tedaviler (HIFU), Radyoterapi, Cerrahi (Radikal Prostatektomi) veya Işın Tedavisi gibi çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Yukarıda belirtilen koşullar göz önüne alındığında, hasta, alesi ve doktor birlikte karar vermelidir.

Cerrahi Uygulamalar

Radikal prostatektomi ameliyatı, prostatın tamamının çıkarılması olup, yayılma yapmamış hastalıklarda en etkili tedavi yöntemidir. Radikal prostatektomi operasyonu geçiren hastaların on yıllık sağ kalım oranı %90 üzerindedir. Bu nedenle, radikal prostatektomi tüm tedavi seçenekleri arasında en iyi seçimdir. Prostat dokusunun yerleşim yeri, idrar tutmayı sağlayan yapılara ve cinsel işlevi gerçekleştiren sinirlere çok yakındır. Bu operasyon sırasında idrar tutmayı sağlayan yapılara zarar verilmemesi ve cinsel işlevlerin bozulmaması için sinirlerin korunması çok önemlidir.

Cinsel fonksiyonları sağlayan sinirler ve idrar tutmayı sağlayan yapıların daha kolay ve güvenli korunması, robotik cerrahi uygulamasının açık cerrahi uygulamasına göre en büyük avantajıdır. Robotik cerrahi açık cerrahiye göre, daha az kesi, daha az kan  kaybı ve daha hızlı taburculuk nedeniyle daha avantajlıdır.